<% If Request("Action") = "SendData" Then Set Mail = Server.CreateObject("Persits.MailSender") Mail.Host = "ns2.nic-reg-dns.com" Mail.Port = 25 Mail.From = Request("StrEmail") Mail.FromName = Request("StrName") Mail.AddAddress StrPageEmail Mail.Subject = Request("StrSubject") Mail.Body = Request("StrBody") Mail.Send Set Mail = Nothing With Response .Write"" End With End If %>
 ANA SAYFA >

AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE


Avrupa Birliği' ne tam üyelik süreci ülkemizin sürekli olarak gündeminde bulunan önemli dış politika konuları arasındadır.

Önemli bir coğrafyada yer alan TÜRKİYE CUMHURİYETİ aynı zamanda Avrupa ülkeleri içinde oldukça önemlidir.

Üç tarafı denizlerle çevrili olan, Avrupa ve Asya Kıtaları üzerinde kurulmuş olan güzel ülkemiz aynı zamanda Ortadoğu ülkelerine komşu bulunmakta, yani Avrupa ve Asya ülkeleri arasında bir yer teşkil etmektedir.

Büyük yüzölçümü ile, 'YETMİŞ MİLYON'U' aşkın nüfusu ile, doğal güzellikleri ile Türkiye sadece Avrupa Birliği için değil aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ve diğer İslam ülkeleri için de oldukça önemlidir.

Çünkü Türkiye her geçen gelişmekte ve ülke nüfusunun yarısından fazlasını gençlerimiz oluşturmaktadır.

Gençlerimizin çoğu artık orta öğrenimini tamamladıktan sonra yüksek öğrenim de görmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin; Ortadoğu'da izlediği politika nedeni ile Türkiye'nin önemi ABD. için artmakta, İslam ülkeleri için de ülkemizin; 'Laik, Demokrat, Milliyetçi, Muhafazakar ve farklı kültürlere mensup insanların da' Türkiye'de yaşamış olması önem taşımaktadır.

Ana yurdu 'ORTA ASYA' olan Türkler sürekli olarak batıya doğru ilerlemişler, İslamlığı kabul etmişler, beylikler, devletler kurmuşlar ve hepsinden önemlisi Türkler hiç bir zamandan başka bir ülkenin sömürgesi olmamışlar, hep bağımsız olarak kalmışlardır.

Bugün Orta Asya'da milyonlarca Türk Irkı'na mensup soydaşlarımız ve kurulmuş olan 'TÜRK CUMHURİYETLERİ' vardır.

Asya'daki Türk Cumhuriyetleri ve Müslüman ülkeler ile de olan diplomatik ilişkilerimizin de ülkemiz için ayrı bir önemi vardır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN; Osmanlı Devleti'nin tasfiyesinden sonra kurduğu 'TÜRKİYE CUMHURİYETİ' yakın siyasi tarihimizde zorlu yollardan geçerek bugünlere kadar gelmiş ve bundan sonra da sonsuza dek bağımsız olarak kalacaktır.


Büyük Atatürk bu konuyu güzel bir vecizesi ile şöyle ifade etmektedir.


'BENİM NACİZ VÜCUDUM BİR GÜN ELBET TOPRAK OLACAKTIR FAKAT TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA DEK PAYİDAR KALACAKTIR' !

Büyük bir siyasi güç olan Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kimi zaman konjonktürel olarak da sürdürüldüğüne rastlamaktayız.

Kültürel fark nedeni ile ve Türkiye'nin bir İslam ülkesi oluşu nedeni ile de zaman zaman bu farklar da gündeme gelmiştir.


Türkiye - Avrupa Birliği ilişkileri 'Otuzbir Temmuz Bindokuzyüzellidokuz' yılında Türkiye'nin ortaklık başvurusu ile başlamıştır.

O günkü adıyla 'AET' Türkiye'ye verdiği yanıtta katılma şartlarını yerine getirinceye kadar ortaklık kurulmasını önermiş, 'Oniki Eylül Bindokuzyüzatmışüç ' yılında Türkiye ile AB. arasında ortaklık kurulmasını sağlayan 'ANKARA ANTLAŞMASI' imzalanmıştır.

Bir Aralık Bindokuzyüzatmışdört tarihinde yürürlüğe giren ANKARA ANTLAŞMASI; AET ile Türkiye arasında 'Gümrük Birliği'nin' hayata geçirilmesi sureti ile Türkiye'nin AET'ye tam üyeliğini gerçekleştirmeyi öngörmekteydi.

Bindokuzyüzatmışüç - bindokuzyüzyetmiş yılları arsında mali yardımlarda bulunmuş, Türkiye'nin ticaretinde de bu paranın önemli rolü olmuştur.

Ancak 'Oniki Eylül Bindokuzyüzseksen' yılında yapılan askeri güçlerin ülke yönetimine el koyması neden ile AB. ve Türkiiye arasındaki ilişkiler askıya alınmıştır.

Bu ilişkilerin tekrar canlanması 'Bindokuzyüzseksenüç' yılından sonra olmuş 'Eylül Bindokuzyüzseksenaltı'da 'Türkiye - AET (AB) Oraklık Konseyi yeniden toplanmıştır.

'Onyedi Nisan Bindokuzyüzseksenyedi' tarihi ise Türkiye - AB. ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuş; Türkiye AB.'ye tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.

Bu başvuru 'Ankara Antlaşması' çerçevesinde değil de AET'yi kuran 'Roma Antlaşması'nın herhengi bir Avrupa ülkesine tam üyelik başvurusu yapabilmesine olanak tanıyan 'İkiyüzotuzyedinci madde' çerçevesinde olmuştur.

Avrupa Komisyonu; Türkiye'nin 'TAM ÜYELİK' ile ilgili ilk değerlendirmesini 'Onsekiz Aralık bindokuzyüzseksendokuzda' vermiş bu görüş Konsey tarafından 'Beş Şubat Bindokuzyüzdoksan'da beninmsenmiştir.

Komisyon görüşünde Türkiye'nin tam üyelik niteliklerine sahip olduğunu belirtmiş, ikili ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamış, Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik olarak ilerleme kaydetmesi gerektiğini öne sürmüştür.


Ortaklık Konseyi AB. ile Türkiye arasındaki ilişkiler Gümrük Birliği'ni 'Bir Ocak Bindokuzyüzdoksanaltı' tarihinden itibaren yürürlüğe sokan
karar ile yeni bir boyut kazanmıştır.

TBMM. Gümrük Birliği'nin tamamlanması ile ilgili kararı 'Onüç Aralık Bindokuzyüzdoksanbeş' tarihinde onaylamıştır.

Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girmesi ile birlikte Türkiye AB.'den yapılan sanayi ürünleri ithalatında uygulanan 'gümrük resmi ve benzeri diğer tüm ödemeleri' kaldırmıştır.

Yirmidokuz Haziran bindokuzyüzdoksanyedi yılında yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında bir takım sorunlar yaşanmıştır.

Oniki - onüç Aralık Bindokuzyüzdoksanyedi Lüksemburg Zirvesi'nde Türkiye genişleme kapsamının dışında bırakılmıştır.

On- onbir Aralık Bindokuzyüzdoksandokuz Helsinki Zirvesi' nde ise Türkiye'nin Adaylık statüsü resmi bir boyut kazanmıştır.

Türkiye diğer aday ülkelerde olduğu gibi reformların desteklenmesi amacıyla mali yardımları da içeren katılım öncesi stratejiden faydalanmaya hak kazanmıştır.

Türkiye'nin aday ülke statüsünün resmileştirildiği 'HELSİNKİ ZİRVESİ' hem AB. hem de Türkiye için bir dönüm noktası olmuştur.

İkibinüç yılında 'Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni hayata geçirme çabalarına ülkemizde hız verilmiştir.


Türkiye'nin Avrupa Birliği Yolundaki Aşamaları :

1959 - Türkiye'nin AET'ye ortaklık başvurusu

1963- Ankara Antlaşması'nın imzalanması

1964 - Ankara Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi

1987 - Türkiye'nin AET'ye tam üyelik başvurusu

1996 - Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girmesi

1999 - Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin aday ülke olarak ilan edilmesi

2001 - Katılım Ortaklığı belgesi ve Ulusal programın yayınlanması

2002 - Kopenhag'da Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına atıf yapılması

2004 - İlerleme raporunda müzakerelerin başlaması tavsiyesinde bulunulmalsı

2004 - Brüksel'de 'Üç Ekim İkibinbeş yılında' müzakerelerin başlatılmasına karar alınması

2005 - Üç Ekim'de tam üyelik müzakerelerinin resmen başlatılması

Türkiye'deki mevzuatın AB. hukuk sistemine ve politikalarına uyumlu halr getirilmesi anlamını taşıyan müzakere sürecinde, müzakere konuları AB.'nin ortaya koyduğu kurallar olmayıp, ady ülkenin bu sisteme hangi yöntemlerle ne kadar sürede uyum sağlayacağı noktasında düğümlenmektedir.

Müzakerelerin ne kadar süreceğine ilişkin standart bir sürede burada belli değildir.

Bir tahmin yürütecek olursak Türkiye'nin AB.'ye tam üyeliğinin 'İKİBİNONBEŞ YILI' gibi gerçekleşmesi beklenmektedir.

Türkiye'nin AB. ile yürütmekte olduğu müzakereler; tarım, balıkçılık, ulaştırma, çevre, mal, kişi, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı, rekebet politikası, bilim ve araştırma enerji, sanayi, eğitim, tüketici ve sağlığın korunması gibi konulardan oluşan 'MÜZAKERE FASILLARI' olarak adlandırılan toplam 'OTUZBEŞ' başlık altında yapılmaktadır.

Tam üyelik müzakerelerinin başlangıç noktasını 'Tarama Süreci' oluşturmaktadır.

Tarama Süreci nde amaç; ülkemizde yürürlükte olan hukuki mevzuatın incelenerek bir takım bir takım eksikliklerin tespit edilip giderilmesidir.


Müzakere sürecinde bazı önemli konular gündeme gelmektedir.

Bunlar :

1- KIBRIS SORUNU
2- TÜRKİYE'NİN NÜFUS YAPISI
3- TÜRKİYE'NİN COĞRAFİ KONUMU
4- KÜLTÜREL VE DİNİ FARKLILIKLAR
5- İNSAN HAKLARI VE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER
6- AB. TÜRKİYE MALİ İŞBİRLİĞİ


Kimi zaman kesintiye uğrasa da yarım asırdır sürmekte olan Türkiye'nin AB.'ye tam üyelik süreci sürekli gündemimizi işgal etmiştir.

Avrupa Birliği üniversitelerimizde ders olarak da okutulmuş, uyum amacı ile ülkemizde birçok reformlar yapılmıştır.

Müzakere sürecinde gerçekleştirilen reformlar, kaydedilen ekonomik gelişmeler sadece Türkiye'nin AB. üyeliği idealini desteklemekle kalmamış bu doğrultuda Türk insanının da yaşam düzeyi giderek yükselmeye başlamıştır.

Dolayısı ile Avrupa Birliği'ni sadece siyasi bir proje değil topluma yönelik sosyo kültürel, ekonomik bir değişim ve dönüşüm projesi olarak değerlendirmek gerekir.

Asıl önemli olan unsur müzakere sürecinde; AB. Üyesi ülkelerin paylaştığı 'demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü' gibi önemli değerlerin tam olarak benimsenip ekonomik olarak da ilerlemelerin kaydedilmesi ve insanımızın uygar toplumlar arasındaki hak ettiği yeri buılması ve ülkemizin bölünmez bütünlüğünün etkilenmemesidir.

Avrupa Birliği'ne tam üyelik ve Avrupa Birliği ile entegrasyon artık küçükten büyüğe tüm vatandaşımızın önde gelen idealleri arsında yer almakta ve siyasi partilerimizin çalışma programlarında dış politika bölümünde geniş yer almakta ve bu önemli konu ile ilgili politikalar üretilmektedir.

Tam üyelik ile birlikte milletimizin yarım asırdır süren ideali de gerçekleşmiş olacaktır.


AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELERİ VE ADAY ÜLKELER


1957 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

1- ALMANYA
2- FRANSSA
3- İTALYA
4- BELÇİKA
5- LÜKSEMBURG
6- HOLLANDA

1973 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

7- İNGİLTERE
8- İRLANDA
9- DANİMARKA

1981 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKE

10- YUNANİSTAN


1986 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

11- İSPANYA
12- PORTEKİZ


1995 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

13- AVUSTURYA
14- İSVEÇ
15- FİNLANDİYA


2004 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

16- ÇEK CUMHURİYETİ
17- ESTONYA
18- KIBRIS (RUM KESİMİ)
19- LETONYA
20- LİTVANYA
21- MACARİSTAN
22- MALTA
23- POLONYA
24- SLOVENYA
25- SLOVAKYA


2007 YILINDA ÜYE OLAN ÜLKELER

26- BULGARİSTAN
27- ROMANYA


MÜZAKERELERİ SÜREN ÜLKELER

28- TÜRKİYE
29- HIRVATİSTAN

ADAY ÜLKE
30- MAKEDONYA



AB Müktesebatı :

Yürürlükte olan hukuki mevzuat anlaşılmaktadır.
AB Müktesebatı iç hukukun üstündedir.

AB.'ye üye olan bir ülke AB.'yi kuran antlaşmaları ve hukuk düzenini aynen benimser ve gemenlik yetkilerinin bir kısmını AB. Kurumları'na devreder.

AB. hukuku ile üye devletlerin ulusal hukukunun çatıştığı durumlarda uluslararası hukukun üstünlüğü kabul edilir.

Türkiye'nin AB.'ye tam üye olabilmek için AB. Müktesebatı çerçevesinde uyum sağlaması gereken konuları içeren müzakere başlıkları 'Otuzbeş başlıkta toplanan Müzakere Fasılları'dır.'


Kopenhag Kriterleri :

Yirmiiki Haziran Bindokuzyüzdoksanüç yılında yapılan Kopenhag Zirvesi'nde Avrupa konseyi adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri belirlemiştir.

Bu kriterler; diyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olarak üç grupta toplanır.

Siyasi Kriterler :
Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların varlığıdır.

Ekonomik Kriterler :
İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığınnı yanısıra Avrupa Birliği içerisindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olmasıdır.

Topluluk müktesebatına Uyum Kriterleri :
Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunmasıdır.

 

AVRUPA BİRLİĞİ'NİN ETKİNLİK ALANLARI

Bir bütün olan Avrupa Birliği yaşamın her alanında politikalar üreten çok büyük bir siyasi güç olarak incelenir ve ürettiği en önemli politikalarından bazıları şunlardır.



1-) DIŞ POLİTİKA

2-) EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKASI

3-) EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK
(PARA POLİTİKASI)

4-) TARIM POLİTİKASI

5-) REKABET POLİTİKASI



1-) DIŞ POLİTİKA
Ortak dış ve Güvenlik Politikası (ODGP)
Avrupa Birliği Politikaları içerisinde en çok tartışılan alanlardan biri olmuştur.

Üye devletler için son derece hassas olan konular olan devlet güvenliği ve dış politika konularında ortakbir politika tasarlamak üye devletler arasındaki ciddi derecede ki görüş ayrılıkları nedeni ile oldukça zordur.

Avrupa Birliği düşüncesinin doğuşundan itibaren ortak bir dış politika fikri daima var olmuştur.

Bunun temelleri bindokuzyüzellili yıllarda Pleven ve bindokuzyüzaltmışlı yıllarda Fouchet Planları ile atılmış, ancak bindokuzyüzyetmiş yılında o da gayriresmi olarak bir Avrupa Siyasi İşbirliği Politikası oluşturulabilmesi için çalışmalar yapılmıştır.

Avrupa Birliği Antlaşması'nın 'onbirinci maddesi' 'ODGP' ile ilgili beş temel prensip belirlemiştir.

Bunlar :

Birliğin temel çıkarlarının ve ortak değerlerin korunması,

Birliğin güvenliğinin güçlendirilmesi,

Uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi ve barışın korunması,

Uluslararası işbirliğinin sağlanması,

Demokrasi, huukukun üstünlüğü ve insan hakları ile ilgili konuların geliştirilmesidir.

Maastricht Antlaşması ODGP'yi ayrı bir sütun olarak oluşturmayı tercih etmiştir.

Bunun nedeni AB üyesi ülkelerin bu konunun AB kurumlarının üye devletlere göre çok daha fazla yetkiye sahip olduğu 'Topluluk Sütunu' çerçevesinde ele alınmasını istememiş olmalarıdır.

Bunun yerine konunundevletler arası bir çerçevede kalmasına özen göstererek konu ile ilgili karar alma yetkisini kendi ellerinde bulundurmayı tercih etmişlerdir.

Bu durum özellikle karar alma süreçlerinde kendini gösterir.

Topluluk sütununda kararların büyük bir bölümü; kısmi nitelikli çoğunluk oyu ile alınırken, ODGP sütununda kararlar oy birliği ile alınır.

Bir ülkenin vetosu bile bir kararın onaylanmaması için yeterlidir.


İlk sütunda Komisyon, Konsey ve Adalet Divanı'nın yetkileri varken, ODGP söz konusu olduğunda bu yetkiler son derece sınırlıdır.

Ancak yine de ODGP yürütülürken AB'nin pek çok kurumunun önerisine ihtiyaç duyulur.

Maastricht Antlaşması ODGP'nin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için iki temel araç belirlemiştir.

1-)Ortak Pozisyon
Üye devletler herhangi bir konuda dış politikalarını yürütürken Birlik tarafından tanımlanan genel duruşa uygun hareket etmelidirler.


2-) Ortak Hareket
Özellikle operasyonel faaliyetlerde üye devletlerin politikalarının ODGP çerçevesinde koordine edilmesidir.

ODGP'nin daha etkin bir şekilde işlemesi amacı ile bazı değişiklikler yapılmıştır.

Bu değişiklikler :

A-) Ortak Strateji,
B-) Karar Verme Süreci,
C-) ODGP Yüksek Temsilciliği,
D-) Trokya,
E-) Siyaset Planlama ve Erken Uyarı Birimi,
F-) Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası dır.



2-) EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKASI

Farklı kültürden gelen üye ülkeler arsındaki etkileşimin ve kültürel iletişimin arttırılması Avrupa Birliği'nin temel hedeflerinden biridir.

Bu bağlamda Avrupa Birliği bir çok kültürel program geliştirmiştir.

Bunlar arasında 'Kültür ikibin Programı ve Avrupa Kültür Başkenti' projesi gibi projeler vardır.

Bu çerçevede Avrupa Birliği kültür konusunda 饄,5' AVRO'luk bir bütçe oluşturmuştur.

Avrupa Kültür Başkenti Projesi ise ilk kez bindokuzyüzseksenbeş yılında Avrupa Kültür şehri adıyla Yunanistan'ın teklifi üzerine Avrupa konseyi tarafından düzenlenmiş ve Atina ilk kültür başkenti olarak ilan edilmiştir.

Artık her yıl bir Avrupa kenti Avrupa Kültür Başkenti seçilmekte ve düzenlenen kültürel faaliyetlerle Avrupalılık bilinci arttıtılmaya çalışılırken, turizmin gelişmesine de katkı sağlamaktadır.

Birliğin eğitim politikası ise
üye devletlerin yetkisine bağlıdır.

Bu konuda Avrupa Birliği kurumlarının yetkisi son derece sınırlı olup; belirli bir koordinasyon görevi yürütmekten ibarettir.

Öğrenci değişimi, eğitim programlarının kalitesinin yükseltilmesi, üye ülkeler arasındaki okullar arasında belli bir standardizasyon sağlanması gibi kounularda Avrupa Birliği'nin önemli çalışmaları olmuştur.

Öğrenciler farklı kültürleri tanımak ve farklı bakış açıları kazanmak yolunda önemli aşamalar kaydetmiştir.

AB'nin eğitim programları arasında 'Socrates Programı' adı verilen genel bir eğitim programı vardır.

Bu programın alt dalları olarak her düzeyde çeşitli programlar oluşturulmuştur.

Bunlar :
A-) Comenius Programı (Okul Eğitimi)
B-) Erasmus programı ( Yüksek Eğitim)
C-) Leonardo Programı ( Mesleki Eğitim)
D-) Grundtvig Programı ( Yaşam Boyu Eğitim)
E-) Lingua Programı ( Dil Eğitimi)
F-) Minerva Programı ( Açık ve Uzaktan Eğitim)'dir.


3-) EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK
(PARA POLİTİKASI)

Rekabet ve parasal birlik diye de geçer.

Avrupa'da bütünleşmenin önündeki önemli engellerden biri de farklı para birimlerinin kullanılmasının yarattığı sorunlardır.

Bu sürecin temelleri bindokuzyüzyetmişlerde para politikalarının uyumlu hale getirilmesi amaçlanarak hazırlanmıştır.

Bindokuzyüzdoksanüç yılından sonra paranın serbest dolaşımı Antlaşma'nın temel ve önemli maddelerinden biri haline gelmiştir.

Ekonomik ve parasal birliğin ilk aşaması bindokuzyüzdoksan yılında sermaye hareketlerinin özgür bırakılması ile başlamıştır.

Bu süreç Avrupa Birliği Antlaşması'nın yürürlüğe girdiği bindokuzyüzdoksanüç yılına kadar aşama aşama ilerlemiştir.


Daha sonra ekonomik ve parasal birliğin ikinci aşamasına geçilmiştir.
Bu aşama; ortak bir merkez bankası ve ortak bir para birimi yaratma aşamasıdır.

Özellikle mali piyasalarda görülen istikrarsızlıklar para politikalarının koordinasyonunu zorlaştırmaktadır.

Bindokuzyüzdoksandört yılında Frankfurt'da kurulan Avrupa Para Enstitüsü üye ülkelerin merkez bankaları arasında iş birliğinin arttırılması ve üye ülkelerin para politikalarının uyumlu hale getirilmesi yolunda çalışmalara başlamıştır.

Bir yıl sonra ise Avrupa' da para krizi ortaya çıkmış ve Avrupa para birimleri 'Dolar' karşısında değer kaybetmiştir.

Bu kriz üye ülkelerin bir parasal birlik kurma çabasını hızlandırmıştır.

Bindokuzyüzdoksanaltı yılında yapılan 'Dublin Zirvesi'nde' Avrupa'nın ortak para birimi olacak olan 'AVRO'nun hukuki alt yapısı hazırlanmış ve kabul edilmiştir.

Ekonomik ve parasal birlik bütünleşme sürecinin olmazsa olmaz koşullarından biridir.


4-) TARIM POLİTİKASI

Avrupa ülkeleri arasında son derece önemli ve geniş yer bulan bir konudur.

Roma Antlaşması'nın müzakeresi sırasında tarım konusu ile özel olarak ilgilenilmiştir.

Roma Antlaşması'nda ortak tarım politikasının ana hatları çizilirken, bir yıl sonra 'Stresa Konferansı'nda' üye devletler bu politikanın temel ilkelerini belirlemişlerdir.

Bu ilkeler bindokuzyüzatmış yılında somutlaştırılarak kabul edilmiş ve bindokuzyüzatmışiki yılında 'Ortak Tarım Politikası' ( OTP - Common Agricultural Policy - CAP) resmen yürürlüğe girmiştir.

Teknolojik gelişmelerin tarım sektörüne uygulanması,
tarım sektöründe verimliliğin arttırılması, tarımla uğraşan nüfusun yaşam düzeyinin iyileştirilmesi, tarım sektörünün istikrarlı bir hale getirilmesi ve süeklilik esas alınmıştır.

Üye devletler tarımsal rekabette ortak standartlar belirlemeyi, ulusal pazarlarındaki örgütlenmelerini diğer ülkelerle uyumlu hale getirmeyi ve bir 'Avrupa Pazarı' kurmayı kabul etmişlerdir.

Bindokuzyüzatmışiki yılında kabul edilen üç temel prensip OTP'nin daha da somutlaşmasını sağlamıştır.

Buna göre üye devletler tarımsal ürünlerin serbestçe dolaşımını sağlamak ortak bir tarım pazarı kuracaklar ve üye devletlerde üretilen tarımsal ürünlerin alımına öncelik vereceklerdi.

OTP'nin uygulanmasından doğacak maliyetler de topluluk bütçesinden karşılanacaktı.
OTP her ne kdar başarılı olduysa da, yan etkileri de malesef ortaya çıkmıştır.
Daha sonra OTP ile ilgili bir reform hazırlanmış, bunun sonucunda tarımsal alanda arz ve talep dengelenmiş ve sorunlu halr gelmeye başlayan bu sektörün bütçedeki payı yeniden düzenlenmiştir.


Avrupa birliği genişleme sürecinde 'onbeş milyondan' fazla çiftçiye sahip olmuştur.

Tarımsal arazilerin toplam arazilere oranı ise yüzde otuz gibi bir seviyededir.

Bu durum tarım politikasının AB için öneminin artmasına neden olmuştur.

Ekonominin önemli bir bölümünü tarım ürünlerinin oluşturduğu göz önüne alınırsa 'Ortak Tarım Politikası'nın' önemi daha da iyi anlaşılabilir.



5-) REKABET POLİTİKASI

Ortak pazarın düzenli ve etkin bir biçimde işleyebilmesi için yaşamsal önem taşıyan politikalardan biri haline gelmiştir.

Serbest piyasa ekonomisinde rekabet; ekonomik gelişimi sağlar.

Tüketici haklarının korunmasına katkıda bulunur, dünya pazarları ile rekabet edilmesinde rol oynar.

'Avrupa Birliği Rekabet Politikası' bu temel amaçların gerçekleştirilmesi için hazırlanmıştır.

Serbest rekabet koşullarının yaratılması, şirketlerin veya devlet yardımları ve sübvansiyonlar gibi ulusal hükümetlerin rekabeti bozan politikalarının engellenmesi, böylelikle küçük şirketlerin korunması bu politikanın temel amaçlarındandır.

Özellikle büyük şirketlerin ellerinde tuttukları ekonomik gücü, küçük şirketlerin aleyhine kullanmamalarıdır.

Ayrıca kartel veya tröst gibi rekabeti önleyecek oluşumlara izin verilmemelidir.

Rekabet politikasının şirketlere yönelik politikası bu tür sorunları önemeye yönelik olarak hazırlamıştır.

Ayrıca devletlerin çeşitli sektörlerde o sektörleri korutucu tedbirler almalarının zaman zaman önüne geçilmek istense de tam olarak başarılı olunamamakta bazen yetersiz kalınabilmektdir.

Özellikle ulusal hükümetlerin son derece hassas olduğu bir politika olan rekabet politikası ara sıra Birlik kurumları ile üye devletler arasında soruna da neden olabilmektedir.

Bu konuda kimi zaman topluulk hukuku ile ulusal rekabet hukuku ters düşmektedir.

Bu tür ihtilaf durumlarında ise Komisyon ve Adalet Divanı sorunun çözümü için devreye girer.

AVRUPA BİRLİĞİ TALİ KURUMLRI


Avrupa Birliği'nin Temel Kurumları'ndan ayrı olarak 'Tali Kurumları' beşe ayrılmaktadır.



1-) AVRUPA EKONOMİK VE SOSYAL KOMİTESİ

Bindokuzyüzelliyedi ylında 'Roma Antlaşması' ile kurulan Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi; işverenleri, işçileri, ticaret odalarını, tüketici örgütlerini ve diğer sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek bir sivil toplumun oluşmasını sağlayan bir danışma kurulu niteliğindedir.

Konsey, Komisyon ve Avrupa Parlamentosu'na Avrupa sivil toplumunun görüş ve düşüncelerinin taşınmasında önemli rol oynar.

Önemli iktisadi ve sosyal konularda karar alırken AESK'ya danışmakla yükümlüdürler.

Komitenin şu an ki toplam üye sayısı
-üçyüzonyedi- olup üye devletlerin temsilcileri sayıları nüfusları ile doğru orantılıdır.

Üyeler ulusal hükümetlerin teklifi ile Konsey tarafından dört yıllığına atanır.

Siyasi olarak bağımsızdırlar.
Üyeler üç grup altında toplanmaktadırlar.

Bunlar işverenler grubu,
işçiler grubu,
ve çeşitli çıkar grupları olarak sınıflandırılabilir.

İşverenler grubunda; küçük ve orta ölçekli işletmeler, ticaret odaları ve bankacılık, tarım ve ulaşım gibi sektörlerden gelen firma sahipleri bulunmaktadır.

İşçiler grubunda ise her sınıftan işçi bulunmaktadır.

Çeşitli çıkar grupları denilen yapıda ise kadın kuruluşlarından, çiftçi örgütlerine, çevre kuruluşlarından, tüketici örgütlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri yer almaktadır.

Bu üyeler arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısı seçilir.

AESK'in altı alt bölümü ve bunlara bağlı olarak çalışan uzmanlardan oluşan bir yapısı vardır.

Bu alt bölümler şunlardır.

1-) Tarım, Kırsal Kalkınma ve Çevre (NAT)

2-) Ekonomik ve Parasal Birlik, Ekonomik ve Sosyal Bütünleşme (ECO)

3-) İstihdam Toplumsal İşler ve Vatandaşlık (SOC)

4-) Dış İlişkiler (REX)

5-) Tek Pazar, Üretim ve Tüketim (INT)

6-) Ulaşım, Enerji, Altyapı ve Bilgi Toplumu (TEN)

Merkezi Brüksel'de bulunan 'AESK' yılda tam on kez toplanır.

Bu toplantılar özellikle ekonomik ve sosyal konularda 'Birlik Politikaları'nın yönlendirilmesinde etkilidir.

Bu kurum; Avrupa' da yaşayan sıradan vatandaşları da karar alma sürecinde katmayı amaçlayan son derece önemli bir yapı haline gelmiştir.


2-) BÖLGELER KOMİTESİ

Bindokuzyüzdoksandört yılında Avrupa Birliği Antlaşması çerçevesinde kurulmuş bir danışma örgütü niteliğindedir.

Üye ülkelerin yerel ve bölgesel yetkililerinden oluşur.

Özellikle bölgesel politika, eğitim, ulaşım ve çevre gibi konularda AB Kurumları'na danışmanlık yapar.

Yapısı AESK ile aynı olup; Konsey tarafından ulusal hükümetlerin teklifi ile atanan 'Üçyüzonyedi üyeden' oluşur.

Üyeleri genellikle yerel ve bölgesel parlamentolardan seçilmiş temsilciler ve belediye başkanlarıdır.

Bölgeler Komitesi; özellkle sürdürülebilir kalkınma, eğitim, kültür, anayasal konular, sınırların birleşimi ve ilgili konularda çalışmalar yapmak üzere oluşturulmuş altı alt komisyonu ile önemli bir danışma kurulu olarak görev yapar.



3-) AVRUPA YATIRIM BANKASI

Bindokuzyüzellisekiz yılında Roma Antlaşması çerçevesinde kurulan Avrupa Yatırım Bankası'nın geliri tamamen uluslararası finans çevrelerinden alınan borçlar ve AB Üyesi ülkelerin ekonomik güçleri ölçüsünde katkıda bulundukları paraya dayanır.

Bankanın temel amacı Avrupa Birliği'nin çıkarlarını destekleyen projelere kaynak sağlamaktır.

Özellikle trans- Avrupa ulaşım ve telekomünikasyon ağlarının geliştirilmesine, çevrenin korunmasına, enerji kaynaklarının devamlılığının sağlanmasına, endüstri ve küçük işletmelerin uluslararası düzeyde rekabet gücünün arttırılmasına yönelik projelere finansman sağlamaktır.

Bu bağlamda özellikle düşük gelirli bölgelerin kalkınması, genişleme sürecinde aday ülkelerin desteklenmesi için sağlanan veya gelişmekte olan ülkelere verilen krediler bu bankanın kontrolündedir.

Avrupa Yatırım Bankası; Avrupa Birliği dışında da Birliği'n üye olmayan ülkelere yönelik işbirliği politikasının hayata geçirilmesine de yardımcı olmaktadır.

Bankanın temel yapısına bakıldığında üç temel yapıdan söz edilebilir.

Birincisi bankanın yönetim kuruludur.
Yönetim kurulu üye ülkelerin 'Maliye Bakanları'ndan' oluşur ve bankanın temel stratejileri bu kurul tarafından belirlenir.

Direktörler kurulu adı verilen ve her üye devletten bir temsilcinin katılımıyla oluşturulan yapı ise yönetim kurulunun aldığı kararların uygun ve etkin bir şekilde uygulanmasından sorumludur.

İşletme Komitesi adı verilen bu yapı dokuz üyeden oluşur ve bankanın günlük işlerinin yürütülmesinden sorumludur.



4-) AVRUPA MERKEZ BANKASI

Bindokuzyüzdoksansekiz yılında Frankfurt'da kurulmuştur.

Bankanın temel görevi Avrupa Birliği üyesi ülkelerin parasal politikalarını yönlendirmek ve Birliği'n ortak para birimi olan 'AVRO'yu' yönetmektir.

Bütün bu işleri yaparken; 'Avrupa Merkez Bankaları Sistemi' adı verilen ve üye devletlerin 'Merkez Bankaları'nın' oluşturduğu yapı ile işbirliği halindedir.

İkibinaltı yılı itibari ile AB Üyesi ülkelerden yalnızca 'Oniki üye ülke' AVRO'yu para birimi olarak kabul etmişler; bir AVRO alanı oluşturmuşlardır.

Avrupa Merkez Bankası tüm ulusal siyasi baskı ve etkilerden uzak olarak çalışır.

Üye devletler; bu devletlerin merkez bankaları veya başka kurumlar Avrupa Birliği Merkez Bankası'nın karar alma mekanizmalarını etkileyemezler.

Avrupa Birliği Merkez Bankası; AVRO'nun istikrarının sağlanmasında çok önemli bir rol oynar.

Avrupa Birliği Merkez Bankası'nın aldığı kararlar üç farklı mekanizmanın etkileşimi sonucu oluşur.

Bunlardan ilki 'Yürütme Kurulu, ikicisi Yönetim Kurulu, üçüncüsü de Genel Konsey'dir.'

Yürütme Kurulu; Avrupa Birliği Merkez Bankası Başkanı, iki başkan yardımcısı ve dört üyeden oluşur.

Bu üyeler Avrupa Konseyi tarafından sekiz yıllığına atanırlar.

Yürütme Kurulu'nun görevi Yönetim Kurulu tarafından alınan kararların uygulanmasını sağlamaktır.

Yönetim Kurulu ise Merkez Bankası'nın en üst karar alma mekanizmasıdır.

Yürütme Kurulu'nun altı üyesi ve AVRO Alanı'nın oniki üyesinin merkez bankası başkanları tarafından oluşturulmuştur.

Görevi Avrupa birliği'nin temel para politikalarını belirlemektir.

Genel konsey ise Merkez Bankası Başkanı, başkan yardımcıları ve üye ülkelerin merkez bankalarının başkanlarından oluşan bir karar alma mekanizması olup aynı zamanda AVRO alanının genişlemesinden sorumludur ve Avrupa Birliği Merkez Bankası'nın para politikasının yürütülmesi konusunda tavsiyelerde bulunur.



5-) AVRUPA OMBUDSMANI

Bindokuzyüzdoksaniki yılında Avrupa Birliği Antlaşması ile kurulan bir kurumdur.

Ombudsman; Avrupa Birliği Kurumlar'ı ile vatandaşları arasında bir ara mekanizma rolünü üstlenir.

Avrupa Parlamentosu tarafından beş yıllığına atanan 'Ombudsman'ın' başlıca göervleri arasında Avrupa Birliği vatandaşlarının Birlik kurumlarının yanlış idaresi hakkındaki şikayetlerini incelemek, gerekirse bizzat veya bir Avrupa Parlamentosu Üyesi vasıtası ile şikayete neden olan konunun araştırılmasını sağlamak, şikayetin yöneltildiği kurum hakkında Avrupa Parlamentosu'na rapor hazırlamak sayılabilir.

Ancak ilk başvuru mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı hakkında yapılan şikayetler Ombudsman'ın yetki alanının dışında kalmaktadır.

Avrupa Birliği'nin ilk Ombudsman'ı Finlandiya'dan 'Jacob Söderman'dır.'
İkibinüç yılından bu yana bu görevi Yunanistan'dan 'Nikiforos Diamandouros' sürdürmektedir.

 

AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARI


Avrupa Birliği Kurumları;
Temel ve Tali Kurumlar olmak üzere öncelikle ikiye ayrılır.

Temel Kurumlar; Avrupa Birliği'nin siyasi, ekonomik ve adli konularında yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kullanan kurumlardır.

Tali Kurumlar ise temel kurumların işleyişini kolaylaştıran ve onlara çalışmalarında kullanacakları verileri ve maddi olanakları sağlayan kuruluşlar olarak değerlendirilir.


Temel Kurumlar'ın Yapıları ve İşleyişleri:


1-) AVRUPA KOMİSYONU :

Merkezi Belçika'nın başkenti olan Brüksel'de bulunmaktadır.
Birliğin uluslararası yapılarındandır.

Avrupa Komisyon'unda ülkelerin çıkarlarından çok Avrupa Birliği'nin ortak çıkarları göz önünde bulundurulur.

Avrupa Komisyonu hem yasama hem de yürütme görevlerini yerine getirir.

Son genişleme sürecinin tamamlanmasına kadar Avrupa komisyonu 20 üyeden oluşmaktaydı.

Bu komisyonda; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya'nın ikişer diğer ülkelerin ise birer üyesi bulunuyordu.

Bu üyelerden biri komisyon başkanı, ikisi de başkan yardımcısı olarak seçiliyordu.

'Nice Antlaşması' ile yapılan bir değişiklik ile komisyon'a Avrupa Birliği'ne yeni üye olan ülkelerden de birer üye dahil edildi.

Bir Ocak ikibinbeş yılından itibaren Avrupa Komisyon'unda her ülkeye bir komisyon üyesi tahsis edilmesi belirlenmiştir.

Komisyon üyelerinin çalışmalarının kolaylaşması için bazı önlemler alınmıştır.

Bu üyeler kendi ülkelerinden talimat alamazlar ve başka bir işte çalışamazlar.

Görevlerinde tarafsız ve bağımsız olmaları gerekir.

Bakanlar Konseyi ve bizzat Avrupa Komisyonu'nu Avrupa Adalet Divanı'na başvurarak bu şartlara uymayan komisyon üyesinin tasfiyesini isteyebilir.

Komisyon Üyeleri'nin seçimi ise oldukça uzun ve zorlu bir maraton sonucunda gerçekleşir.

Önce Avrupa Konseyi Komisyon Başkanlığı için bir aday önerir.

Daha sonra Avrupa parlamentosu adayı onaylar.

Üye devletler başkan adayı ile irtibata geçerek kendi komisyon üyesi adaylarını belirlerler.

Komisyon; Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nun, Komisyon Üyeleri ve Komisyon Başkanı'nı bir kez daha onaylaması ile göreve başlar.

Komisyon'un görev süresi ise beş yıldır.

Komisyon Başkanı'nın görevleri arasında komisyon üyeleri arasında ki eşgüdümü sağlamak ve Avrupa Komisyonu'nun yıllık programını hazırlayıp Avrupa Parlamentosu'na sunmak vardır.

'Amsterdam Antlaşması' ile yetkileri biraz daha genişletilen komisyon Başkanı; 'Nice Antlaşması' ile de komisyonun iç yapısını yeni şartlara göre düzenleme ve başkan yardımcılarını atama hakkını kazanmıştır.

Her komisyon üyesinin yedi personelden oluşan kendi kabinesi vardır ve yine her komisyon üyesi bir Genel Müdürlük'ten sorumludur.

Avrupa Komisyonu her hafta olağan toplantılarını yapar ve basit çoğunluk sistemi ile karar verir.

Avrupa Komisyon Birliğin en önemli kurumlarından biri olup; son derece önemli görevler üstlenir.

Yasama görevi dışında yürütme yetkisini kullanır.

Komisyon;
Avrupa Birliği'ni kuran antlaşmaların aynı zamanda koruyucusudur.
Üye devletlerden birinin antlaşmalara aykırı davranması halinde Avrupa komisyonu bu devleti Avrupa Adalet Divanı'na şikayet edebilir.

Komisyon;
Avrupa Toplulukları adına dış ekonomik ilişkileri yürütme ve genişletme konusunda önemli yetkilere sahiptir.

Komisyon ayrı olarak Avrupa birliği Bütçesi'ni de yönetir.


2-)AVRUPA PARLAMENTOSU :


Ulusal Parlamentolarda olduğu gibi Avrupa Parlamentosu'nunda temel görevi yasama görevidir.

Ancak bu kurum yasama görevini tek başına değilde Konsey ile paylaşır.

'Common Assembly' Parlamentonun öncü kuruluşudur.

1962 yılında Avrupa Parlamentosu adını almıştır.
1979 yılına kadar Avrupa Parlamentosu'nun üyeleri üye devletlerin ulusal parlamentolarından seçilmekteydi.

Bu nedenle hem kendi hem de Avrupa Parlamentosu'nda milletvekili olarak görev yapıyorlardı.

Daha sonra buna son verilerek doğrudan seçim esası kabul edldi ve Avrupa vatandaşlarının doğrudan Avrupa Parlamentosu'na milletvekili gönderme hakkı doğmuş oldu.

Avrupa Parlamentosu'nun üye sayısı 626 idi fakat genişleme sürecinde bu sayı artmış oldu.

Avrupa Anayasası'nda alt sınır 'altı, üst sınır ise 'doksanaltı' Milletvekili olarak belirlendi.

Parlamento'nun yapısını inceleyecek olursak bazı siyasi gruplaşmaları görebiliriz.

Şu an Parlamento üyeleri 'Yedi' siyasi çatı altında örgütlenmişlerdir.

1- Avrupa Halkları Partisi - Avrupa Demokratları,

2- Avrupa Sosyalistleri Partisi,

3- Avrupa İçin Demokratlar ve Liberaller İttifakı,

4- Avrupa Yeşiller - Hür Avrupa İttifakı,

5- Avrupa Birleşik Solu - Kuzey Yeşil Sol,

6- Bağımsızlık ve Demokrasi,

7- Ulusların Avrupası Birliği

Bu grupların dışında Avrupa Parlamentosu'nda bağımsız Milletvekilleri' de vardır.

Ayrıca 'onyedi Komite' bulunmaktadır.

Bu komiteler arasında;

Bütçe komitesi,
Ekonomik ve Parasal İşler Komitesi,
Dışişleri Komitesi

son derece önemli görevler üstlenir.

Bir de tercüme ve idari işlerden sorumlu 3500 personelden oluşan Genel Sekreterlik vardır.

Parlamento görev süreleri ikibuçuk yıl olan bir başkan ve ondört başkan yardımcısı tarafından yönetilir.

Genel Sekreterlik Lüksemburg'da; aylık oturumların yapıldığı yer ise Strasbourg'da;
Komite çalışmalarını yapıldığı yer ise Brüksel'dedir.

Görevlerinden bazıları:

Avrupa komisyonu'nun görevine son verebilir.
(Bunun için üyelerin 2/3'ünün oyları gerekmektedir.)

Bakanlar Konseyi ve Avrupa Komisyonu'nun görevlerini denetlemek için soru önergesi verir.

Gerektiğinde araştırma komisyonları kurabilir.

Bütçenin onaylanması da Parlamento'nnun sorumluluğundadır.

Yöneticilerin atamasının yapılması da yine parlamento gözetimi altında olur.


3-) BAKANLAR KONSEYİ :

Son derece özgün bir AB Kurumudur.
Konsey hem yasama, hem de yürütme görevini yerine getirir.

Aynı zamanda Bakanmlar Konseyi bir müzakare ve karar verme mekanizmasıdır.

Avrupa birliği adına hareket eder; ancak üyeleri üye devletlerin Bakanları'ndan oluşmaktadır.

4-) AVRUPA KONSEYİ (AVRUPA ZİRVESİ)

Avrupa konseyi yalnızca oy birliğinin geçerli olması bu yapının AB Kurumları içerisinde hükümetlerarası yapıya en yakın yapı olduğunu gösterir.

Konsey 'in yetkileri yapısı ve toplanma prosedürleri ' Maastricht Antlaşması' ile kesin olarak belirlenmiştir.

Avrupa Konseyi; üye ülkelerin Devlet veya Hükümet Başkanları ile Avrupa komisyonu Başkanı'ndan oluşur.

Bunlara üye devletlerin Dışişleri Bkanları ve Komisyon'un Başkan Yardımcılar'ı eşlik eder.

Zirveler ise Konsey Başkanlığı'nı elinde bulunduran ülkelerde düzenlenirken; Nice Antlaşması ile bu değiştirilmiş, 2003 yılı Aralık ayından itibaren Zirveler Brüksel'de düzenlenmeye başlamıştır.

Avrupa Konseyi'nin temel görevi Avrupa Birliği'nin gelişmesi için gerekli siyaseti belirlemek ve buna yön vermektir.

Ayrıca Konsey; bütünleşme, genişleme ve bazı antlaşmaların değiştirilmesi gibi konularda karar verir.

Aynı zamanda Bakanlar Konseyi'nin temyiz yani üst derece mahkemsi olarak da düşünülebilir.

Konsey'in gündemi üye devletlerin temsilcileri, Komisyon Memurları ve Konsey Sekreter'i tarafından hazırlanır.

Zirve; Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın açılış konuşması ile başlar.

Konsey ve Komisyon Başkanları'nın sonuç bildirgesini kamuoyuna açıklaması ile sona erer.

Böylelikle Avrupa Birliği'nin en temel konuları en üst düzeyde tartışılıp karar bağlanır.

Avrupa Konseyi; Avrupa Birliği'nin stratejik konularda da karar aldığı bir mekanizma ve kimi zaman çatışıp kimi zaman da uzlaştığı bir forumdur.


5-) AVRUPA ADALET DİVANI :

Avrupa Birliği'nin temel adli kurumudur.

Avrupa Adalet Divanı 15 Hakim ve 8 Avukattan oluşur.

Bunlar konsey tarafından altı yıllığına atanır.

Ancak her üç yılda bir hakimlerin yarısı değiştirilir.

Yargıç ve avukatlar ulusal kimliklerinden bağımsız olmak durumunda olan tarafsız ve bağımsız yetkililerdir.

Avukatlar davalar ile ilgili görüşlerin hazırlanmasında görev yaparlar, ancak oylamada yer alamazlar.

Avrupa Adalet Divanı'nın işlerinin yoğunluğunu azaltılamsı için Tek Avrupa Senedi ile Bidayet Mahkemesi'nin kurulması öngörülmüştür.

Bu mahkeme yalnızca bireyler ve şirketlerin Avrupa Birliği Kurumları'nın yanlış veya haksız uygulamalarına karşı açtıkları davaları inceler.

Üye devletler doğrudan bu mahkemeye başvuramazlar.

Avrupa Adalet Divanı'nın temel görevleri arasında;

Avrupa Birliği Hukuku'nun işlerliğinin sağlanması,

Avrupa Birliği Hukuku'ndan doğan sorunların çözümlenmesi,

Avrupa Birliği Hukuku'nun ve Antlaşmaların yorumlanması,

Yazılı kurallar arasında kalan boşluğun doldurulması,

gibi görevler bulunmaktadır.

Avrupa Adalet Divanı'nın yargı yetkisinin üç temel özelliği bulunmaktadır.

Birincisi bu sınırlı bir yetkidir.
Ancak yasa ile kendi yetkisine verilmiş konularda bu yetkiyi kullanma hakkına sahiptir.

İkincisi kendi alanındaki konulardaki yetkisi münhasır bir yetkidir.

Yani başka bir mahkeme esası karara bağlama da yetkili değildir.

Üçüncüsü ise bu zorunlu bir yetkidir.

Üye devletler Avrupa Adalet Divanı'nın kararına uymak zorundadır.

Kendisine sunulan davalarda tarafların rızası aranmaz.

Avrupa Adalet Divanı; bir topluluk hukukunun yaratılmasına yardımcı olmuş ve bu bağlamda Avrupa'nın bütünleşme sürecini hızlandırmıştır.

Değerli ziyaretçilerimiz bir sonraki yazımda Avrupa Biirliği'nin 'Tali Kurumları' konusuna değinecek ve bu konu ile yaptığım araştırmaları sizlere sunacağım.