|
MESAJLAR |
HAFTANIN YORUMU
KIRATI ŞAHLANIRKEN GÖRMEK
Saygıdeğer okuyucularım ve dava arkadaşlarım; Parti'mizin 6 Ocak 2008 Pazar günü gerçekleşen Olağanüstü Kongresi'nin ardından ortalama olarak sekiz ay kadar bir zaman geçmiştir.
Pekiyi; bu sekiz ayda Demokrat Parti'de neler olmuş, neler bitmiştir ?
Sorusu ise Demokrat Parti'ye emek veren Demokrat Partililer için oldukça önemli bir sualdir.
Dürüstlüğünden, ilkeli duruşundan ve kararlılığından bir an olsun; bir milimetre bile sapma göstermeyen Saygıdeğer Genel Başkan'ımız Sayın Süleyman Soylu; Olağanüstü Kongre'de Genel Başkanlığa seçilip; mazbatasını alışından bugüne dek Türkiye'nin her köşesini neredeyse il, ilçe, belde, köy demeden, yorulmadan, üşenmeden karış karış gezmektedir.
Demokrat Parti'nin Genç Genel Başkan'ının önderliğinde KIRATIN YENİDEN ŞAHLANMAYA BAŞLADIĞINI görenlerde heyecan ve sevinç kat kat artmakla birlikte; bu davaya yıllarca emek veren partililerimizin umutları yeniden canlanmaya başlamıştır.
Bu canlanışın ve yeşeren ümitlerin adresi olarak göstereceğimiz kişi ise çalışmanın, sabrın, kararlılığın, ilkeliliğin ve dürüstlüğün simgesi olan Genel Başkanımız Sayın Süleyman Soylu beyefendidir.
Son genel seçimlerin ardından büyük bir yenilgiye uğrayan Demokrat Parti'nin liderliğini yürütmek ise bana göre her siyasetçinin cesaret edebileceği bir iş değildir.
Sayın Süleyman SOYLU'nun en önemli özelliği ise kolay olan işlere değil zor işlere talip olması, siyasi mücadelelerinde büyük başarılar sağlayıp galip gelmesi, risk almaktan kesinlikle korkmamasıdır.
Genel Başkan'ımın Genel Başkan Adaylığı'nı ilk öğrenenlerden biri olarak; bu haberi duyduğum günden itibaren bir an olsun kendisi ile ilgili hiç bir olumsuz tereddüte kapılmadım ve Genel Başkan seçilip; başarılı olacağından da adım gibi emindim.
O zamandan bu zamana kadar geçen sürede de kesinlikle yanılmadım.
Ben ve Sayın Genel Başkan'ımı tanıyan herkesin ifade ettiği tek bir ortak cümle vardı. O da şu idi.
- Bizim tanıdığımız Sayın Süleyman SOYLU; kesinlikle başarılı olur. Cümlesi idi.
Çünkü Sayın SOYLU'yu tanıyan herkesin kendisine; sevgisi, saygısı ve itimadı sonsuzdu ve halen de öyle.
Genel Başkan'ım ile ilgili her yazıyı, her zaman büyük bir şeref duyarak kaleme almışımdır.
Sayın Süleyman SOYLU; Demokrat Parti'nin yetiştirdiği en önemli isimlerden biridir ve büyük bir risk alarak Demokrat Parti'yi kötü gününde terk etmemiş, seçim yenilgisi ile küçülen Demokrat Parti'nin lideriliğine talip olmuş, sekiz aydır Demokrat Parti Liderliği görevini başarı ile sürdürmektedir.
Sayın SOYLU; yaptığı açıklamalarda partilisine olan güvenini de açıkça ifade etmiştir.
Seçim yenilgisi ile ümitsizliğe kapılan Demokrat Partililer; Sayın Süleyman SOYLU ve yeni kadrosu ile tekrar KIRATI ŞAHA KALDIRMAK için canla başla çalışmaya başlamışlardır.
Anadolu'nun her köşesinde, gittiği her yerde Genel Başkan'ımız Sayın Süleyman SOYLU; partililerimiz ve bölgedeki vatandaşlar tarafından coşkuyla, büyük bir sevinçle büyük kitleler tarafından karşılanmaktadır.
Genel Başkan'ımızın katıldığı her organizasyon; ister kapalı ister açık alanda olsun; gece yarısı bile olsa son derece yoğun katılımlı geçmektedir.
Çocuk, genç, yaşlı, ev hanımı, partililer, vatandaşlar; organizasyonlara katılanların sayıları yüzler ile, binler ile ifade edilmektedir.
Bu insanların en büyük istekleri ise.
Ülkelerine sahip çıkacak bir BAŞBAKAN,
Türk İnsanı'nın yaşam düzeyini yükseltecek bir BAŞBAKAN,
Türkiye'yi iyi yönetcek bir BAŞBAKAN,
Türkiye'nin dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almasını sağlayacak bir BAŞBAKAN,
Türkiye'nin itibarını koruyacak bir BAŞBAKAN,
Görmeyi arzu etmeleridir.
Diğer yazılarımda da vurguladığım gibi Sayın Süleyman SOYLU'yu diğer genel başkanlardan ayıran özellik, Sayın SOYLU'nun gerçek bir lider oluşudur.
İlk kez elini sıkıp, merhaba diyerek selam verdiği bir vatandaşta bile; güven hissi uyandıran Genel Başkan'ımızın gelecekte Türkiye'nin Başbakan'ı olacağından da adım gibi eminimdir.
Son olarak katıldığım organizasyonlardan biri ise Silivri İlçe'sine bağlı Değirmenköy Belde Belediyesi'nin düzenlediği bir organizasyondur.
Yine her organizasyonda olduğu gibi bu organizasyon da oldukça yoğun katılımlı bir şekilde gerçekleşmiştir.
Değirmenköy Belediye Başkanı Sayın Osman TOPAÇ; son derece güzel bir organizasyon tertip ederek, misafirperver davranmış ve Genel Başkan'ımızı da çok güzel bir tören ile karşılamıştır.
Gelecek yıl Değirmenköy Beldesi'nin ve Belediyesi'nin kapanacak olması nedeni ile son kez düzenlenen -Domates Festivali- münasebeti ile Sayın Genel Başkan'ımız ve beraberindeki heyet bölgedeki vatandaşlarımızı da ziyaret etmiş; Sayın Genel Başkan daha sonra Değirmenköy sakinlerine hitap etmiştir.
Yurdumuzun dört bir yanından gelen güzel haberlerin çoğu; Sayın Genel Başkan'ımızın son günlerde İl Kongreleri nedeni ile ziyaret ettiği İllerimizden gelmektedir.
Sayın Genel Başkan'ımın profesyonel yöneticiliği, siyasi tecrübesi, bilgi birikimi, teşkilatı çok iyi tanıması, liderliği, seçmene güven veren bir yapıda oluşu ile birlikte gelen başarısı da benim için sürpriz değildir.
Tam aksine Ben Genel Başkan'ım Sayın Süleyman SOYLU'nun; KIRATI ŞAHLANDIRMAK İLE KALMAYIP çok daha büyük başarıların altına imza atacağı düşüncesindeyim ve yine bu yazdığım satırların da sonuna dek arkasındayım.
Demek istediğim de şudur ki !
Sayın SOYLU; Demokrat Parti'nin Genel Başkanı olarak kalmayıp; ülkemizin BAŞBAKANI OLACAKTIR.
Genel Başkan'ımı yıllardır tanıyan ve kendisi ile çalışmaktan şeref duyan biri olarak; ayrıca bir partili olarak; KIRATIN YENİ LİDERİ İLE ŞAHLANMAYA BAŞLADIĞINI GÖRMEK ve KIRATIN YENİDEN ÜLKE YÖNETİMİNDE SÖZ SAHİBİ OLACAĞI GÜNLERİN YAKIN BİR GELECEKTE GERÇEKLEŞECEĞİNİN BELİRTİLERİNİ GÖRMEK.
Demokrat Parti'nin iktidara geldiğini görmek; hayattaki en büyük temennimdir.
Tüm okurlarıma sevgi ve saygılarımla
|
|
|
|
MESAJLAR |
ŞU TRUVA ATLARI DA OLMASA HER ŞEY ÇOK DAHA YOLUNDA OLMAZMI ?
Kimi zaman iş yerimizde, kimi zaman görev yaptığımız bir dernekte, vakıfta, kimi zaman okulda, kimi zaman arkadaş diye seçip sevdiğimiz değer verdiğimiz kişilerin arasında, kimi zaman kamu yönetiminde görev yapanların arasında.
Yine kimi zaman da siyaset yapma amacı ile kapısından içeri girerken bile şeref duyduğumuz, siyasal parti teşkilatlarının çeşitli kademelerinde görev yapan birilerinin arasında...
Siyasette birlikte çalışacağımız kişileri seçme durumumuz yoktur. Zaten biz böyle şeyleri aklımızdan geçirsek bile demokrasi buna izin vermez.
O zaman ne yapmalıyız ? Demokrasidenmi vazgeçmeliyiz ?
- Tabii ki hayır.
Demokrasi bizim için artık vazgeçilmezdir. Demokrasi adına biz siyasetçilere düşen görev ise demokrasinin daha da gelişmesi için sonuna kadar çabalamaktır.
Truva atları; biz siyaset ile uğraştığımız sürece istesek de istemesek de malesef karşımıza çıkacaktır.
Bizi yıldırmak için uğraşacaktır.
Zaten 'Truva Atı' olabilecek bir kişide iyi niyet ve samimiyet aramak hata olur.
Dürüst ve şerefli bir insan ise her ne olursa olsun, erkek ya da kadın, zengin ya da yoksul, mücadelesini dürüstçe, kendini küçültmeden yapmalıdır. İşi düzeysizliğe dökerek yüksek sesle saldırırcasına ve insanları satın almışcasına hareket edenler, kriz ortamı doğurup, masum ve mağdur rollerini oynayanlar ise çok değerli şahsiyetler olmadıkları için dikkate alınmamalıdır.
Siyaset anlayışları dürüstlükten uzak ve sinsiliğe yakın olan 'TRUVA ATLARI' ile mücadele etmek ve bunları tasfiye etmek siyasette bizim ve çevremizin hayrına bir durumdur.
Aksi takdirde hep acımasız dediğim siyaset; kötü zihniyetli, sadece kendi çıkarları doğrultusunda insanlardan ve olanaklardan istifade eden, vatan toprağını bile pazarlayacak düzeydeki kişilerin dans ettiği bir arenaya döner ve işte o zaman bu arenada dürüst ve samimi insanlara hiç bir şekilde yer kalmaz.
Tabii ki siyasetin içinde olan biri olarak TRUVA ATLARININ hiç bir şekilde ne siyasetin içinde, ne de siyasetin dışında günlük yaşamımda karşıma çıkmamasını gönülden isterim.
Kimlerin 'TRUVA ATI' niteliğine sahip olup olmadığı kısa vadede anlaşılmasa da; uzun vadede gerçekler su yüzüne çıkar.
Geçenlerde, kısaca bir süre önce telefon görüşmesi yapmış olduğum bir 'TRUVA ATI' ile konuştuktan sonra elimde olmadan gözlerim yaşardı.
Annem bile böylesine benim iyiliğimi isteyip, beni her türlü kötülüklerden böylesine korumaya kalkışmaz iken 'TRUVA ATI'nın beni böylesine düşünmesi trajikomik geldi bana. Fakat o kişinin TRUVA ATI olduğunu bildiğim ve iyi tanıdığım için, üstelik de az çok siyasetten anladığım için uyguladığım bir denge politikası ile Truva Atı nın tuzağına düşmekten kurtuldum.
Hayatın içinde, özellikle de siyasetin içinde beni en tedirgin eden konulardan biri her zaman için TRUVA ATLARI olmuştur. En kötüsü de Truva Atı özelliğine sahip olanların farkına varamamak ve kimi zaman bunları dürüst insanlar ile karıştırıp sevgi ve saygı ile kucaklamaktır.
Siyasette başarı öyle kolayca sağlanmaz. Uzun ve zorlu mücadeleler ister siyaset sanatı. Emek ister.
Siyasette yaptığımız yanlış ne kadar büyük ise karşımıza çıkan ve ödemekle yükümlü olduğumuz fatura da o kadar büyük olur.
Aldığımız risk de ne kadar büyük ise sonuçta elde edeceğimiz başarı da o kadar büyük olur.
Truva Atlarını elekten geçirip eledikten sonra geriye kalan doğru kişiler ile yola devam etmektir siyasette doğru olan.
Siyaset bir grup çalışması gerektirdiği için grubun yöneten kişinin karizması da başarı oranını etkiler.
Örneğin : Bir parti liderinin karizması, siyasi duruşu, liderin seçmene pazarlanışı, seçim sonuçlarını doğrudan etkiler.
Seçime giren bir partinin yöneticilerindeki bazı kriterler dikkat çeker.
Nedir bunlar ?
> Tecrübesi, hangi okulu bitirdiği, karizması, çevresi, insanlara karşı nasıl davrandığı, icraatçı olup olmadığı gibi...
Fakat seçmende bu gibi kriterler aranmaz. Seçim Kanunu'na göre oy kullanma hakkına sahip olan herkes seçim günü sandık başına gidip dilediği partiye kendi hür iradesini kullanarak oy verebilir.
O nedenle seçmen; parti için son derece mühimdir. Seçmeni partiye belirli teknikler kullanarak yönlendirmek ise siyasetçilerin görevidir.
Ülkemizde medya siyaseti doğrudan etkilemektedir.
Ülkemiz önemli bir coğrafyada yer aldığı için; belki dünyadaki en zengin ülkeler arasında değildir fakat dünyadaki en güzel ülkelerden biridir.
Bugün dışı beyaz fakat içi siyah olan ABD.'deki 'BEYAZ SARAY ve AB. nin yönetim merkezi olan BRÜKSEL'den' ülkemize öyle TRUVA ATLARI gönderilmiştir ki.
Türkiye'de hep bir istikrarsızlık olsun diye.
Türk insanı sorunlarla uğraşmaktan yaşam kalitesini yükseltemesin diye.
Ortadoğuda 'İsrail' güçlensin diye.
İslam ülkelerinin içinde en uygarı olan Türkiye daha da geriye gitsin diye.
Asya'daki diğer Türk Cumhuriyetleri ile daha az diplomatik ilişki içinde olsun diye.
Sahip olduğu yer altı zenginliklerinden ve gençlerinden daha az fayda sağlansın diye.
Bugün; 1945 yılında İkinci Dünya Savaşında onbinlerce insanını yitiren Uzakdoğunun küçük ve her gün depremlerle sarsılan ülkesi; 'JAPONYA' dünyanın ikinci büyük ekonomisine de sahip olmuştur. Japonya belki küçük topraklara sahiptir fakat milyonlarca da milliyetçi ve aynı zamanda teknik bilimlere önem veren çalışkan insana sahiptir.
Bir ülkenin ekonomisinin gelişmesi ancak o ülkenin siyasetinin istikrarlı bir şekilde seyretmesine bağlıdır.
İktisadi istikrarsızlığın temelinde de yatan siyasi istikrarsızlıktır.
Siyasette istikrar olsun istiyorsak; önce ülkemizdeki Truva Atlarını pasifize ederek etkisiz hale getirmemiz gerekir.
Türkiye'nin emir alan bir ülke olmaması gerekir. Dünyanın büyük ülkeleri arasında yer almak Türkiye için imkansız değildir.
İmkansız olan şu olan iktidarda bulunan içi TRUVA ATI dolu AKP. ile 'TÜRKİYE'nin bir yere varamayacağıdır.
Siyasetin uzunca bir liste yapacak kadar o kadar çok bileşeni vardır ki; hepsi de birbirinden önemlidir.
Ama şu TRUVA ATLARI ile mücadele etmek de son derece önemlidir. Çünkü onların olmadığı yerde ne kriz olur, ne istikrarsızlık olur, ne kavga olur, ne gürültü olur, ne de diğer insanlar birbirlerine düşman olur.
Kısacası her şey çok daha güzel olur. Yolunda olur.
Çok değerli okuyucularım; bu günkü yazımda Truva Atları ile belki biraz fazla uğraştım fakat eminim ki bu yazımı okuduktan sonra bir arkadaşınız olarak bana hak vereceksiniz ve sizler de bizlere faydası dokunmayan Truva Atları ile müadeleye bundan sonra daha ağırlık vereceksiniz.
Bir siyasi partinin güç kaynağı sahip olduğu insanlarıdır. O partiyi kötü gününde bile yalnız bırakmayan insanlarıdır. Bir kişi bile bizim için son derece değerlidir.
Fakat bizleri kullanmaya çalışan, demokrasiyi kullanmaya çalışan; bazen partimize bir kişi kazandırıp on kişinin uzaklaşmasına neden olan, en küçük durumda bile gayet kolayca yüzseksen derecelik dönüşler yapan, içi başka dışı başka kişilere de sahayı kaptırmamak için değerli okuyucularımı TRUVA ATLARI ile mücdeleye davet ediyorum.
Bütün okuyucularımı sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
|
|
|
|
MESAJLAR |
GENEL BAŞKANIM ANADOLU'YU KARIŞ KARIŞ GEZERKEN
' Güçlü ve Modern Türkiye ' için yola çıkan ve ekibi ile birlikte BEYAZ YÜRÜYÜŞ KAPSAMINDA güzel ülkemizin her köşesini hiç üşenmeden, yorulmadan, dinlenmeden ve bir an olsun şikayet etmeden gezen; Parti'mizin Lider'i Sayın Soylu'nun harcadığı bu olağanüstü emeğin hiç kimse tarafından görmezden gelinmesi imkansızdır.
Ayrıca; Sayın Soylu'nun sahip olduğu liderlik ayrıcalığını da eğer görmezden gelen, görmek istemeyen ve halen bunun farkına varamamış kişiler var ise de bu kişiler bu zamana kadar siyaset ile boşuna meşgul olmuş kimselerdir.
Siyasette her zaman için 'parti genel başkanlığı ile liderliğin birbirine karıştırılmaması gerektiğini savunan biri olarak; her siyasi parti genel başkanının liderlik özelliği taşımadığını da bir kez daha vurgulamak isterim.
Sözlü ifade olarak her ne kadar 'parti genel başkanı, parti lideri' ifadeleri kullanılsa da; gerçek anlamda her genel başkanın gerçek bir lider olmadığı sadece 'genel başkan' olarak kaldığı açıktır.
Demokrat Parti'nin; aynı zamanda merkez sağın yegane lideri her zaman için birlikte çalışmaktan şeref duyduğum 'Genel Başkan'ım Sayın Süleyman SOYLU'dur.'
Özellikle merkez sağın lideri deme gereğini duyuyorum.
- Neden ?
- Çünkü : Şu an iktidar partisi olan AKP.'nin merkez sağ partisi olarak tanımlanamayacağı, genel başkanı olan Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN'ın da bilgi ve eğitimi bakımından yetersiz olduğu yani 'BAŞBAKANLIK' yapacak vasıflara sahip olmadığı ortadadır. AKP.'yi merkez sağ olarak kabul etmek yanlıştır.
AKP. Merkez sağın seçmenlerinin bir bölümünün oylarını almış olabilir. Fakat bu AKP.'nin merkez sağ olarak tanımlanacağı anlamına gelmemelidir.
AKP. içinde; daha önce merkez solda siyaset yapan siyasetçiler, dini istismar ederek Türk Halkı'nı 'ALLAH İLE ALDATMAYA ÇALIŞAN SİYASETÇİLER DE' bulunmaktadır.
Ülkemizde onbeş milyon civarında 'ALEVİ' vatandaşımız bulunmaktadır. Fakat AKP. ne yapmıştır. Bu zamana dek alevi vatandaşlarımızı dışlarken alevi vatandaşlarımızı da içlerine aldıkları bazı alevi kökenli siyasetçiler sayesinde kullanmaya kalkmıştır.
Başbakan Sayın Erdoğan; ne yapmıştır ?
- Alt kimlik, üst kimlik diye bir mesele ortaya atarak; 'etnik ayrım ya da etnik gruplar' diye bir kriz yaratmış ve Türk Ulusu'nu oluşturan 'yetmiş milyonu aşkın insanımızın birbirini kardeş olarak değil, birbirini düşman görmesi için elinden geleni yapmış ve 'ULUSÇULUK İLKESİNİ' zedelemeye çalışmıştır.
AKP.'nin her yönü ile ideolojik bir parti olduğu ve birleştirici değil, toplumu her fırsatta bölen bir yapıda olduğu ortadadır.
İdeoloji tanım itibari ile fikirler yani düşünceler bilimi anlamına gelmektedir.
- Benim düşüncem, - senin düşüncen, - onun düşüncesi gibi
Bütün insanların düşünceleri, dünya görüşleri ve hayata bakış açıları nasıl farklı ise ideolojiler de farklıdırlar.
Siyaset terminolojisinden fazla söz etmeyeceğim fakat; ideolojik partilerden alınan sonuçların toplumun tamamını kucaklamaya yönelik olmadığı da görülmüştür.
Özellikle AKP. ile milli görüş geleneğinden gelen siyasetçiler arasında uyum olması doğaldır. Fakat AKP. içinde yer alan diğer bir çok siyasetçi ile partisi arasında ve Türk Halkı arasında doku uyuşmazlığı olduğu ortadadır.
AKP'.nin merkez sağın partisi olmadığını simgeleyen örneklerin sayısı bir hayli fazladır. Milli görüşçü olmayan insanlara da üvey evlat muamelesi yapan ideolojik, özünde ayrımcılık olan bir parti olduğu da ortadadır.
Demokrat Parti'nin ise kuruluşundan bugüne altmışiki yıllık serüvenini incelediğimizde halkını bir an olsun dışlamayan, herkese kucak açan bir yapıda olduğunu görürüz ve DEMOKRAT PARTİ'ye; MERKEZ SAĞ diyebiliriz.
Değerli okuyucularım; Genel Başkanımız Sayın Süleyman SOYLU'nun; 'Beyaz Yürüyüş' kapsamında gezdiği illerde en çok vurguladığı, üstünde durduğu ve benim de çok beğendiğim bir ifade vardır. o da.
'AHLAKLI SİYASET ve AHLAKLI DEMOKRASİ'
İfadesidir.
Siyasette de en önemli unsur işte budur diyerek; ben de 'SİYASETİN AKHLAKLI BİR ŞEKİLDE YAPILMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM.'
'Demokrasiye ve Genel Başkan'ım Sayın Süleyman SOYLU'nun; dürüstülüğüne ve ahlaklı siyaset ve ahlaklı demokrasi anlayışına gönülden inanıyorum.'
Sayın Soylu'nun ve ekibinin AKP. gibi Türk Halkı'nı Allah ile Müslümanlık ile aldatmadığı, insanlarımız ile alay etmediği, Türkiye'nin her köşesini il il gezerek, gittiği yerde bölge esnafının sorunlarını dinleyerek; emek harcadığı bir durumda Genel Başkan'ımın da bu çabalarının olumlu sonuçlar vereceğine inanıyorum.
Yine Demokrat Partililer'in karamsar baktığı yarınlara artık umutla bakabildiğini görüyorum.
Sayın Süleyman SOYLU'nun Demokrat Parti'yi yeniden iktidara taşıyacağına inanıyorum.
Sayın Süleyman Soylu'nun; sadece Demokrat Parti Genel Başkanı ve MERKEZ SAĞIN lideri olarak kalmayacak; bunlarla birlikte ülkemizin BAŞBAKANI'nın olacağına, Türkiye'yi Avrasya'nın gözbebeği haline getireceğine inanıyorum.
Bu inançla yola çıkan herkese başta sonsuz saygı duyduğum Genel Başkan'ım Sayın Süleyman SOYLU olmak üzere başarılar diliyor; bir sonraki yazımda görüşmek üzere diyerek en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
|
|
|
|
MESAJLAR |
SİYASETTE DOSTLUKLAR EBEDİ OLABİLİR Mİ ?
Artık siyasetin içindeyiz. Hayatımızdaki bazı şeyler artık eskisi gibi olmayacak.
Evimize, ailemize eskisi gibi fazla vakit ayıramayacağız. Cep telefonumuz artık biraz daha fazla çalacak. Arayanımız, soranımız her geçen zaman biraz daha fazla kademeli olarak artacak.
Bir de siyasetin vitrininde isek; işte o zaman her şeye a-dan, z-ye
çok daha fazla dikkat etmemiz gerekecek. Çünkü bize oldukça dikkat edecekler.
Eğer çok önemli bir pozisyonda isek; medyanın da yakın takibin de olacağız. Bir basın mensubu için de en iyi siyasetçi kendisine en iyi haber konusu olan siyasetçidir.
Zaten siyasettte o kadar çok şey önem taşır ki saymakla bitmez.
Siyasetin içine bir kez girmişsek; kullandığımız üslubumuz yani izahat tarzımız başta olmak üzere, dış görünümümüz, bilgimiz, siyasi arkadaşlarımız, aldığımız eğitim, yetiştiğimiz ortamın kültürü, aile yapımız, ekonomimizin siyaset yapmaya elverişli olup olmadığı, siyasete ayıracağımız vakit ve daha bir çok şeyin ayrı ayrı yeri ve önemi vardır.
Sosyal varlıklar olan insanlar siyasette başarılı olmayı kafalarına koymuşlar ise yine sosyal bilimlerden biri olan insan ilişkilerinde yani kişiler arası iletişimde de oldukça usta olmalı ve konuşma sanatını geliştirerek; iyi bir hatip olmalıdırlar.
Siyaset bize kimi zaman fırsatlar sunar. Kimi zaman ise hayal kırıklığına uğratır, şaşırtır.
Kimi zaman da hakkımızın yendiğini, daha iyi yerlerde olmamız gerekirken; hak etmeyen kişilerin iyi statülere eriştiğine tanık olur ve isyan ederiz.
Siyasetin içinde her şey ne iyi olur, ne de kötü. Her şey her zaman ne istediğimiz gibi yolunda gider, ne de istemediğimiz gibi çok acıklı.
Gerçek olan ise siyasette iyi günlerin de, malesef kötü günlerin de yaşanacak olmasıdır.
Siyasal partilerin de insanların gençlik yılları gibi verimli dönemleri, durgunluk dönemleri, çöküş, bölünme dönemleri gibi dönemleri olur.
O nedenle siyasette her şeye hazırlıklı olmak, güçlü olmak ve karamsar olmamak bence en doğrusu.
Siyaset aynı zamanda grup çalışması ve zorlu mücadeleler gerektiren bir iş olduğundan; grup üyelerimizi demokrasilerde istediğimiz gibi seçemeyiz.
Bu kimi zaman bizi sevindirip, kimi zaman ise sıkıntıya sokar. Her şey demokrasi çerçevesinin içinde olur biter ise olaylar kısmen de olsa kabullenilir ve zamanla alışılır.
Önemli olan ise; siyasetçilerin parti teşkilatlarının içinde ne kadar kabul edildiğinden ziyade siyasetçileri halkın kabul etmesidir.
Siyasetçiler kendi partilerinde demokrasiyi bitirebilir de, demokrasiyi en üst seviyeye de çıkarabilir.
Partisi içinde demokrasiyi bitiren bir parti lideri belki delegelerin oyları ile genel başkan seçilebilir. Fakat son söz genel seçimlerde seçmenindir.
Geçtiğimiz ay tanık olduğumuz CHP. Kurultayı bahsettiğim konunun en somut ve taze örneğidir. Sayın Deniz Baykal; CHP. Genel Başkanlığı'nı Kurultay Delegeleri'nin desteği ile kazanmıştır fakat bana kalırsa önümüzdeki genel seçimlerde işinin zor olacağı şimdiden az çok bellidir.
Türk siyasi tarihinin sayfalarını karıştıracak olur isek; büyük kongre ve kurultaylarda değişen genel başkanların çok az olduğuna tanık olmaktayız.
Hatta ilçe başkanlarının bile ilçe kongrelerinde değişmesi çoğumuz tarafından alışılamayan bir vaka gibi karşılanır.
Gençlerin partilerin üst yönetim organlarında görev alması, gençlerin adaylığı bazı partilileri hayrete düşürürken böyle durumlar ise gençleri sevindirip, heyecanlandırırken, gençlerin siyasete olan talebini ve rekabeti arttırır.
Şimdi ise asıl izah etmek istediğim noktaya geliyorum. Yani yazımın başlığında ifade ettiğim kelimelere.
'Siyasette dostluklar ebedi olabilir mi? '
Öncelikle çok samimi olarak belirtmek isterim ki. Ben ebedi olmasından yanayım. Fakat başta samimiyetsizlik olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı bu mümkün olmayabiliyor.
Günümüzde genellikle okul arkadaşlıklarının, askerlik arkadaşlıklarının, aynı apartmanlarda oturan komşuların uzun yılllar arkadaşlıklarının sürdüğüne tanık oluruz. Çünkü bu tür ilişkilerin boyutu daha farklıdır.
Bir iş yerinde patron ile işçi statüsünde çalışan birinin, ev sahibi ile kiraladığı evde kiracı olarak oturan kişinin arasında fazla samimiyet yoktur ve ilişkiler genellikle arada başka olağan dışı bir bağ yoksa resmi düzeydedir, her an bir ihtilaf çıkabilir, resmi düzeydeki ipler kopabilir, çıkarlar söz konusudur. İş yeri işletmecisi çalışanının maaşını düzenli olarak ödediği ve hakkını yemediği sürece çalışan için sadece iyi bir patrondur. Patron ise çalşanından iyi verim aldığı sürece çalışanı iyidir. Eğer patron çalışanının maaşını ödeyemiyor ise, çalışan da görevini yerine getirmiyor ise. İş görüşmesinde tanışıldığı vakitteki sıkılan elin artık bir önemi kalmamıştır. Bunun farkına varamayanlar iş hayatında çok fazla başarılı olamazlar. Ev sahibi için kirasını gününde ödeyen ve evini temiz tutan kiracı iyi kiracı olup; kiracı için de kendisinden fazla zam istemeyen ve kendisini fazla rahatsız etmeyen ev sahibi eşi bulunmaz bir ev sahibidir. Eğer bunun tam tersi teşekkül edecek olursa verilen sözlerin, sıkılan ellerin artık önemi yoktur. Yine bunu da doğru kabul etmeyenler yanılmaya mahkumdurlar. Alacaklı için en iyi borçlu borcunu gününde ödeyen, borçlu için ise en iyi alacaklı zor durumda kalıp borcunu ödemekte güçlük çektiğinde kendisini fazla sıkıştırmayan alacaklıdır. Eğer alacaklı ve borçlu borçtan dolayı; icralık ve mahkemelik olmuş ise borca mukabil tanzim edilen senetler gibi verilen sözler de muacceliyet kesbeder.
Eski iyi günler artık önemli değildir, unutulmuştur.
Çıkarlar karşılıklı ise problem çıkmamakta. Bir taraf çıkar elde edip, diğer taraf zarar ediyorsa kıyamet kopmaktadır.
Yukarıda bazı örnekler verdim. Siyasette ne kimse kimsenin patronudur. Ne de kimse kimsenin kiracısı, borçlusu değildir fakat dostlukların ve düşmanlıkların kalıcı olmadığı gerçektir. Fakat verdiğim örneklerdeki ilişkiler nasıl değişebilecek bir yapıda ise siyasette de ilişkilerin boyutları değişebilir. Kişilerin yolları ayrılabilir.
Siyasette dostluklar ebedi olabilir diyen de vardır fakat bunu söyleyenler azınlıktadır. Bunun aksini iddia edip sürekli farklı görüşler ortaya atıp felsefe yapanlar da vardır.
Günümüzde aile birliğinin temelinden sarsılması ile yıllarca aynı evi paylaşıp ta yasal olarak birbirinden ayrılan binlerce kadın ve erkeğin olmasına, çoğu zaman kardeşlik, akrabalık bağlarının kopmasına ne yazık ki tanık olmaktayız.
Aralarında kan bağı bulunan kişilerin birbirlerinin iyilikleri için çok fazla mücadele vermediğine de tanık olmaktayız.
Yıllar önce şaşkınlıkla karşıladığımız bu tür durumlar ise artık günümüzde bizi şaşırtmamaktadır. Yakın ilişkilerin gün gelip yıprandığı hatta koptuğu anlarda resmi ve kalabalık ortamlardaki ilişkilerin bozulmasına rastlamaktayız ve bu bizi fazla şaşırtmaz, normal gelir. Siyasette de bazı şeylerin kalıcı olmaması siyasetçiler taraından kabul edilmektedir.
Bunun temelinde yatan da fikir ayrılığı ve samimiyetsizliktir.
O nedenle siyasetin içinde olan biri olarak; siyasette ebedi yani kalıcı olmayan dostluklar bizi incitse de siyaset bizi buna alıştırdığı için üzer fakat şaşırtmaz. Buna şaşıran tabii ki olabilir neden olmasın.
Bir önemli husus daha vardır dostluklar nasıl ki siyasette ebedi olmuyor ise siyasette düşmanlıklar da ebedi olmuyor işte siyaset böyle bir şey.
Ne dostluğu kalıcı, ne de düşmanlığı. Ne kişiler kalıcı, ne de siyasette izlenen bazı stratejiler. Siyasette her şey ve her denge değişken olabilmektedir. Kişilerin günün birinde hangi konuma geleceğini bilemeyiz.
Hata edip te siyasette dostlukların ve düşmanlıkların kalıcı olduğunu zannedenlerin ise siyasette başarılı olma şansı açıkça belirtme gereğini duymaktayım ki. Yok gibidir.
Siyasette birbirine yakın iki kişi ya da çok yakın gruplar bizleri hep şüphelendirir. Neden birbirlerine sahip çıktığını, kolladığını araştırırız. Kişiler arasında siyaset haricinde başka bir bağ olup olmadığını sorgularız. Ticari bağ, ailevi bağ, arkadaşlık bağı gibi.
Ayrılan yollara ise her zaman alışığızdır.
Gidenin peşinden ise fazla göz yaşı dökülmez, hafif bir üzüntü duyan da olur, çok sevinen de.
Birbirlerine adeta kurşun sıkar gibi söz düellosuna girenler, ağır sözler ile birbirlerini yaralayanlar ise el sıkışıp düşmanlıklarına nokta koyup aynı ortamda siyaset yapabilirler.
Bir ayrıntıya burada girmek isterim. Ülkemizde özellikle partiler arası muhalefette siyasetçilerin muhaliflerine olan üslupları genellikle ağırdır.
Bu gerçektir; siyasetin içinde olanlar ise böyle olaylara siyasi hayatları boyunca sürekli tanık olurlar.
Olması gereken ise siyaset yapacak olan kişilerin ilkelerine bağlı bir şekilde hareket etmesi gerektiğidir.
Yukarıdaki satırlarda verdiğim örnekler gibi kişisel çıkarlar değil, siyasette ülkelerin ulusal çıkarları düşünülmelidir. Ülkesinin ulusal çıkarları yerine kendi çıkarlarını düşünenler açık bir şekilde fark edilir.
Siyasetçi hiç bir zaman itibarını ve inanılırlığını sarsmamalı, teşkilat ve seçmen siyasetçinin söylediğini ciddiye almalıdır. Bunu sağlayacak olan da yine siyasetçinin kendisidir.
Samimiyetsizlik; siyasette dostluğu da, düşmanlığı da ebedi kılmamaktadır.
Siyasette biz samimi isek, karşımızdaki kişi samimi gibi görünüyor da bizi aldatıyor ise bu uğraşmamız gereken bir meseledir. Samimi olmayan kişi bize dostta olmayacağı için iyiliğimizi de istemeyecektir. Böyle durumlarda iş tamamen kişiselleşmiş olur ki. Dostluklara istesek de istemesek de nokta koymamız gerekir. Yoksa işimiz bir hayli zordur.
Tüm okuyucularıma sevgi ve saygılarımla
|
|
|
|
MESAJLAR |
SAYIN ERDOĞAN BİZİM BAŞBAKANIMIZ OLAMAZ !
Siyasi partiler niçin kurulur, hedefleri nelerdir, siyasette hedeflerini şaşıran partiler ve yöneticilerini neler bekler, siyasi partileri demokrasinin vazgeçilmez unsurları haline getiren etkenler nelerdir, halkın siyasal partilerden ve siyasetçilerden beklentileri nelerdir ? ? ? ?
? ? ? ? ? ? ? ?
Bu soruları daha da çoğaltabiliriz.
Hatta her bir soru ile ilgili sayfalarca makale yazabilir, saatlerce tartışabiliriz de.
Zaten sosyal bilimlerin en belirgin özelliklerinden biri de tartışılabilir nitelikte oluşu ve tartışmaya açık oluşu değil midir ?
>> Saygıdeğer okuyucularım; bugünkü yazımda yine ülkemiz meselelerini değerlendireceğim.
Hepimizin bildiği gibi siyasi partilerin ana hedefini kısaca özetleyecek olur isek; iktidara gelmek ve ülkeyi yönetmek şeklinde tanımlayabiliriz.
İktidara gelen siyasi parti; liderinin önderliğinde hükümeti kurup göreve başladıktan sonra ülke halkının yaşam düzeyini yükseltmek için, ülkesini her seferinde biraz daha ileri götürüp, bizlerden sonraki nesillere daha sorunsuz bir ülke bırakmak için, çocuklarımızın daha rahat, daha huzurlu, daha çağdaş ortamlarda, gelir düzeyi daha yüksek bir hayat yaşaması için çalışmak değilmidir ?
Eğer siyasal partiler bir ülkede bunu yapacak güç ve kudrete sahip değiller ise o siyasi kuruluşlar başka hangi iş için var olacaklardır ?
Bir ülkede iktidarı elinde bulunduran siyasi parti ülkesinin ulusal çıkarlarını korumayıpta başka ne iş ile meşgul olacaktır.
Ülkemizde ondört milyon vatandaşımız işsiz iken, sayısı milyonlar ile ifade edilen insanımız Merkez Bankası'nın kara listesine girmiş iken, yine milyonlarca insanımız vadesi gelen çekini, senedini gününde ödeyemez iken, milyonlarca insanımız hakkında icra takipleri başlatılmış iken, parçalanan ailelerin çocukları sokaklarda başıboş perişan hallere düşerken,ülkemizin borcu beşyüz milyar dolara yaklaşırken; ülkemizde iktidar partisi malesef bu çok önemli ve hepimizi yakından alakadar eden ülke meselelerine çözüm getirememiş ve ülkemizin ulusal çıkarlarını koruyamamıştır.
Çok değerli okuyucularım; yazımın başlığından da hemen anlaşılacağı gibi belki AKP. bugün iktidar partisi olmuştur, kendince güçlüdür fakat ülkemiz meselelerine, vatandaşımızın kanayan yaralarına ilaç olamamış ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi dış devletlerden sürekli talimat alır hale gelmiştir.
Bu da AKP. ve lideri Başbakan Sayın Tayyip ERDOĞAN'ın; ne kadar yetersiz olduğunun en belirgin özelliğidir.
Siyasette kişiler malesef hak etmedikleri statülere erişebilmektedirler.
Eğer bir kişi siyasette hak etmediği bir yerde buulnuyor ise; bana göre bunun sorumlusu, hatalısı hak etmediği statüye kavuşan kişiden fazla o kişiye yolu açmış olanlardadır.
Kısaca bir siyaset muhasabesi yapacak olur isek; geçen yıl yapılan genel seçimler öncesi CHP. ve diğer muhalefet partileri 'TAM ONALTI BUÇUK MİLYON SEÇMENİN OYUNU' AKP.' ye hediye etmişlerdir.
Bir partinin rakibi, muhalifi olduğu başka bir siyasal partiye de vereceği en güzel, en büyük, en anlamlı hediye de muhalifine seçimi kazandırmaktan başka ne olabilir ki.
Sayın ERDOĞAN; 'TÜRKİYE' için doğru BAŞBAKAN'mıdır ?
Diye soracak olursak.
Bu sorunun yanıtı elbette ki 'HAYIR' olacaktır.
Sayın R. Tayyip ERDOĞAN'ın bilgisi, dünya görüşü, savunduğu ideoloji, tavırları, üslubu vs... güzel ülkemizin Başbakanı olması için yeterlimidir ?
>> Hayır.
Türkiye; Sayın Erdoğan'ın Başbakan olduğu bir ülkede ne kadar ileri gidebilir.
Halkımız ne kadar huzurlu olabilir, ne kadar rahat yaşayabilir ?
Yalnız bir gerçek de vardır ki ! AKP.'ye verilen milyonlarca oyun faturası halkımıza oldukça ağır bir şekilde ödetilmektedir. Halkına doğruları söylemeyen siyasetçilerin ülke halkına ödettikleri bedeller vatandaşımızı maddi ve manevi oldukça yıpratmıştır.
Bir sonraki genel seçimlerde AKP.'ye milyonlarca oyu yeniden hediye etmemek için siyasetçilere, özellikle de yeniden yapılanma süreci içinde bulunan DEMORAT PARTİ'ye büyük görev düşmektedir.
AKP. her ne kadar kendisini merkez sağ olarak tanımlasa da bu samimi bir söylem değildir.
Çünkü AKP. Türkiye'nin milyonlarca insanını yok sayarak kararlar alan, milyonlarca insana 'SEN BİZDEN DEĞİLSİN' diye üvey vatandaş muamelesi yapan bir siyasal partidir. AKP.'nin ayrımcılık politikası yaparak; Türk Halkı'na çifte standart uyguladığı ortadadır ve bu nedenden dolayıdır ki AKP. kitle partisi olamamış; kendisini destekleyen tarikatların, milli görüşçülerin ve medyanın partisi olmuştur.
Dışarı karşı bunu yansıtmak istemeyen AKP. sol partilerden kendi bünyesinde bazı siyasetçilere yer vermiştir fakat bu Milletvekilleri de AKP.'de gördükleri muamaleden dolayı huzurlu değillerdir.
Ülkemizde onbeş milyon civarında 'ALEVİ VATANDAŞIMIZ' yaşamaktadır.
Yine AKP. bu durum karşısında ne yapmıştır değerli okuyucularımız biliyorsunuz değil mi ?
Alevi vatandaşlarımızın oyunu almak için onları kullanmaya kalkmıştır. Ama yine AKP.'nin bu planı da tutmamıştır.
Burada AKP. siyaset yapıyorum diye siyasetin seviyesini düşürmüştür.
AKP. Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkmaya ve onları korumaya çalışmamış 'CUMHURİYETİMİZİN KUTSAL DEĞERLERİNİ SADECE VE SADECE KULLANMAYA KALKMIŞTIR.'
AKP.'NİN ürettiği bir çok politikayı masaya yatırıp inceleyecek olursak; bu politikaların temelinin iyi niyete ve toplumu ileri götürmeye yönelik politikalar olmadığını; tam tersine bu politikaların insanımızı bir takım işlere alet etmeye yönelik, sömmürüye dayalı, üzülerek ifade etmek isterim ki; halkımızın kullanılmaya çalışıldığı politikalar olduğu gerçeğidir.
AKP.'nin yakın tarihimizin en samimiyetsiz siyasi partisi olarak tarihe geçeceği de ortadadır.
AKP. Lideri ve Başbakan Sayın Tayyip ERDOĞAN' da aynı zamanda şaibeli bir liderdir.
Sayın Erdoğan'ın; İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı günleri anımsayacak olur isek; o dönemlerde Sayın Erdoğan hakkında açılan yolsuzluk dosyalarının ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin milyonlarca dolar zarara uğratıldığını hemen hatırlayabiliriz.
Fakat Sayın R. Tayyip ERDOĞAN'ın şu an 'DOKUNULMAZLIĞI' olduğu için hakkına açılan dosyalar kendisini sadece bekler vaziyettedir.
Sayın Tayyip ERDOĞAN; oldukça ileri giderek, obsesif bir şekilde muhaliflerini eleştirmektedir. Fakat Tayyip ERDOĞAN'IN şaibeli durumu da milyonlarca insanın aklına soru işaretlerinin yerleşmesine neden olmuştur.
Eğer Tayyip ERDOĞAN; hakkındaki dosyaların hesabını verebilecek kadar, partisinin adı kadar 'AK' olduğunu iddia ediyor ise; bir an önce bunun hesabını 'YÜCE DİVAN SIFATI İLE YARGILAMA YAPAN ANAYASA MAHKEMESİ'nde' vermelidir.
Eğer Sayın Tayip Erdoğan'ın; 'YÜCE DİVAN' korkusu var ise de siyaseti bırakmalıdır.
Değerli dava arkadaşlarım; bu yazımın içeriğinden dolayı belki bir grup AKP.'linin nefretini kazanacağım, belki liderleri hakkında bunları vurguladığım için bana çok kızacaklar. Ben sadece burada bir kaç cümle ile AKP. ve liderini eleştirdim. Aslında AKP.'nin iç yüzü hakkında daha yazacak o kadar çok konu var ki !
Bildiklerimizin haricinde de bilmediğimiz o kadar çok mesele var ki !
İktidar partisi olduğu için, kamunun gücü AKP.'nin elinde olduğu için AKP.'nin ilçe teşkilatlarına gidip de; hastanedeki, postanedeki, belediyedeki işini gördürmek için kula kulluk eden yani AKP. yöneticilerinin karşısında çıkar için eğilipte, hatta AKP'den ekonomik çıkar elde eden ve sonra yine ben 'DEMOKRAT PARTİLİYİM' diyen 'TRUVA ATLARI' malesef var ki!
Ben bunları kimi zaman dikkate almadan; yoluma 'DEMOKRAT PARTİ'de' devam ediyorum.
Ben yine de korkusuzca, burada bu satırları büyük bir şerefle, yol haritamı değiştirmeden, ikili oynamadan yazıyorum.
Tekrar yineleme gereğini duyuyorum. Yazımı başlığı ile bitiriyor ve Sayın Tayyip Erdoğan'ın ülkemizin BAŞBAKANI olamayacağını yineliyorum.
Tüm okuyucularıma, değerli büyüklerime ve dava arkadaşlarıma buradan sonsuz sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
|
|
| | | |